Gezi Rehberi : Erzurum Elmalı Çam Mağarası
İspir ilçesine 17 kilometre mesafededir.
Mağarının tavanı 10 metre ile 20 metre arasındadır. Mağara içinde değişik yönlere ayrılan bölümler vardır ki bunların uzunlğu 30 metreden 100 metreye kadardır. Mağaranın içerisi oldukça rutubetlidir ve tavandan sürekli su sızmaktadır. Bu sebeple mağara içi sarkıt ve dikitlerle kaplıdır.
Mağaranın girişinde 4 x 6 metre genişliğinde 3 metre derinliğinde doğal bir havuz vardır. Mağaranın uzunluğu henüz bilinmiyor.
Bu mağaranın birçok mağara gibi astım (nefes darlığı) iyi geldiği biliniyor.
Gezi Rehberi : Erzurum Yakutiye Medresesi
Erzurum şehir merkezinde bulunan bu medresenin taç kapısında İlhanlı Hükümdarı Sultan Olcayto zamanında Gazan han ve Bolugan Hatun adına, Cemaleddin Hoca Yakut Gazani tarafından Hicri 710 (milâdi 1310) yılında yaptırıldığı yazıyor.
Bu medrese Selçuklu dönemi geleneksel mimarı tarzının başlangıcı olarak görülmektedir. Medrese dört eyvanlı, kapalı avlulu medreselerden olup eyvanlar arasınad hücreler vardır. Doğu eyvanının bitiminde içinde mezar bulunan bir kümbet vardır.
Yakutiye medresesi günümüzde İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır. Medresinin bahçesi çay bahçesi olarak kullanılmaktadır.
Edirne’nin tarihi, gezilecek yerleri
Edirne’ye yolum ilk kez 1961 yılında düşmüştür. İstanbul’da bile henüz garaj mefhumu yokken, Sirkeci sokaklarından bindiğim otobüs, hayli sıkıntılı bir yolculuktan sonra beni oraya götürmüştür. Selimiye’nin minarelerini karşıdan önce iki, sonra üç, şehre girince de dört görünce; ağzım bir karış açık kalmıştır ki, tevatür bir şaşkınlıktır.
Siz şimdi diyeceksiniz ki, “Kardeşim, bizim bildiğimiz Selimiye’nin dört minaresi vardır ve de her biri üç şerefelidir.” Bilmez olur muyum? Hem nereye kadar bilirim, bilir misiniz; o öndeki minarelerin sağdaki ilkinin kapısından girdiğinizde, sizi üç merdivenin karşılayacağına ve bu üç merdivenin de ayrı ayrı üç şerefeye çıkacağına kadar… Öteki minarelerde ise tek merdiven olduğunu ve üç şerefeye de onunla çıkıldığını bilirim. 16 yaşımın zıpırlığıyla çıktığım bu minarenin sanki ilk şerefesine değil de, uzayda bir yerlere ulaşmıştım; oradan biliyorum. Yükseklik korkumun temeli orada atıldı çünkü. O dört minare iki görünerek, yeni kod numarasını bilmediğim, eski adıyla E-5 Karayolu’ndan öyle azametle dikilmiş iki mızrak gibi karşılardı sizi. 1961’de beni karşıladığı gibi. Az bir fireyle, yine öyle.
Bir daha ve bin kez Merhaba!
Hoş buldum, hoşça buldum seni Edirne şehri.
Serhaddin öksüzü, Batı’nın unutulmuşu; merhaba!
İşte, usul usul Selimiye’nin öteki minareleri: 3. ve 4.
Esselam Edirne şehri!
Kim bilir kaçıncı kez Edirne’deydim. Dedim: “Usul dur çocuk. Çocukluğun da bir sınırı vardır. Hele şimdi, altmışını aşmış bir çocukken…”
O Edirne şehri ki, karşımdadır ve tarihin içinden sıyrılıp gelen görkemli kimliğiyle pehlivan pehlivan ortada dolanmakta, peşrev çekmektedir.
Şimdi onu adımlamakta iş. Üşenmek ne demek, sevdalının büyülenmiş gözlerinin görmek istediğine ayaklar diretir mi hiç!
Hiç bakmadım. Mimar Sinan’ın elini öptüm heykelinde, Selimiye’yi döne dolaşa gezdim. Öyle ki, “müezzin mahfili”nin ayaklarından birine işlenmiş Ters Lale’yi bile arayıp buldum.
Eski Cami, Üç Şerefeli… Mezit Bey Hamamı… Külliyen külliyeler. Bedesten. Kervansaray.
Derler ki: “Eski Cami’nin yazısı / Üç Şerefeli’nin kapısı/Selimiye’nin yapısı…”
Ünlü kervansaray karşımda. Şimdi otel. Geçen yıllarda birkaç gün orada konakladım. Benim Edirne’ye ilk adımımı attığım 1961 yılında bir harabeydi burası. 1964 yılında buradan ayrılırken Kervansaray’a bakan “kafe”lerin yerinde şehrin garajı vardı.
Şimdi hayli canlanmış çarşı içlerinden vurup Saraçlar Caddesi’ne, oradan Alipaşa Çarşısı’na ulaşıyorum. Yağmur kaçkınlıklarının özel kokularla dolu hazinesinin şimdiki kokuları farklı. Dükkánlar, dükkánlar… Edirne’nin meyve biçimindeki sabunları ve “aynalı süpürgeleri” hemen her hediyelikçi dükkánında var. Almamak olmaz. Andaç gerek.
Alipaşa Çarşısı’nın orta kapısının batı kesimi ciğercilerle dolmuş. Yaprak ciğer, Edirne tarihine yenilerde yazılmış. Kim bulmuş, kim getirip ünlendirmişse helal olsun! Şimdi Edirne’ye varıp da yaprak ciğer yememek olmaz! Yalnız ciğercilerimiz, ciğerin yanında soğan vermeyi henüz benimsememişler, hatta düşünememişlerdir ya; severseniz söyleyin, öbür lokantadan da olsa, bulup getirirler!
Ciğercilerden batıya, kadim Edirne şehrinin mahallelerine doğru yürüdüğünüzde sizi eski yapılar karşılayacaktır. İki adım sonra vardığınız yer Koca Yusuf’un kabridir oysa. Vaktiyle bakıp bakıp, “Eskinin acar adamlarının eni boyu eğer bu mezardaki kadarsa, vah onların karşısına çıkana!” dediğimi anımsıyorum ya, essahtan öyle!
Koca Yusuf, Edirne tarihine gömülmüş nice devden biri! Öyle upuzun, gepgeniş yatıyor orda.
Kaleiçi’nin eski evlerinin önemli bölümü bütünüyle ahşap. Onları korumak bir sorun. Mirasçılar arasındaki anlaşmazlıklar, bırakıp gitmeler, kolay evlere göçlerle yeni düzen tutturmalar, bu kocaman eski mahalleleri kargalara teslim etmiş. Oysa geçmişin Vali Konağı bile buradaydı. Kala kala İstiklal İlkokulu kalmış o günlerden bugünlere ve de bazı evler. Ötesi, geçmişiyle övünmeye fırsat bulamayan düşkün ihtiyarlar gibi gözleri derinlerde yüzen bakışlarıyla göçkün evler…
Cermik Melike Belkis Kaplicalari
Diyarbakır ili Çermik ilçesi sınırları içersinde bulunan bu kaplıca ülkemizde çok duyulmamış olmasına rağmen İtalyadan sonra dünyada ikinci olan Çermik kaplıcaları doğu illerimizin gözdesi haline gelmiştir.
Diyarbakır il merkezine 92 km. olup, ilçe merkezine 3 km. mesafededir. Havayolu ile gelmek isterseniz Diyarbakır havaalanına 92 km.uzaklıktadır. Ayrıca Elazığ, Urfa, Diyarbakır illeri karayolları birleşiminde anayol üstüdür.
Çermik kaplıcalarını belediye işletmektedir. Kaplıca çevresinde birçok otel ve pansiyon bulunmaktadır.
Suyunun sıcaklığı 48 derecedir. Kükürtlü radyoaktiftir. Önemli özelliği içinde bromür iyonu ve iyodür olmasıdır.PH : 7.6 dır.Pek çok hastalığa iyi gelmektedir. Bunlardan bazıları;
Üst solunum yolları rahatsızlıkları
Kadın hastalıkları
İltihaplı romatizma
Nevrit
Polinevrit
Çocuk felci
Koklama ve srpintileme tedavisi
Deri hastalıkları
Pamukkale’de gezilecek yerler, antik kentler
Dünyaca ünlü pamuk gibi travertenleri ile ünlü Pamukkale Denizli il merkezine 18 kilometredir.
Birçok antik kent ve dinsel yapının olmasından dolayı burası kutsal kent olarak adlandırılır. İlk Çağda yaşayan Strabon ile Ptolemaios’a göre, Karia bölgesine sınır olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakınlığı ile Pamukkale’nin – asıl adıyla Hieropolis’in – bir Frigya kentidir. Kentin Bergama krallarından II. Eumenes tarfından M.Ö. II. yüzyılda kurulduğu ve Bergamanın kurucusu Telephosun karısı Amazonlar kraliçesi Hiera’nın adını aldığı biliniyor. Roma döneminde büyük depremler yaşayan kent baştan sona yenilenmiştir. Daha sonra Bizans döneminde de önemli bir merkez olan Hierapolis 12. yüzyılda Türklerin eline geçmiştir.
Surlar
MS. 5. yüzyılda, kuzey, güney ve doğu yönlerinde surlarla çevrilmiştir. Büyük kısmı bugün yıkılmış halde olan surlara, 24 adet kare planlı kule yerleştirilmiştir. iki anıtsal kapı ve iki küçük kapı olmak üzere 4 girişi vardır. Kuzey ve güney anıtsal kapıları ana caddeye açılır.
Büyük Hamam Kompleksi
Bugün, masif duvarları ve bazı tonozları ayakta kalabilmiş olan yapının iç mekanlarının mermerle kaplı olduğuna dair izler bulunmaktadır. Hamamın planı diğer tipik Roma hamamları gibidir. Önce girişte büyük avlu, iki yanında büyük holler bulunan kapalı dikdörtgen bir alan ve esas hamam yapısı yer alır. Palaestranın yan kanatlarında, biri güneyde, diğeri kuzeyde olan iki büyük hol imparatora ve törenlere ayrılmıştır. Hamam kompleksinin kalıntıları MS. 2. yüzyıla tarihlenir. Büyük hole bitişik tonozlu kapalı mekanlar günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Apollon Tapınağı
Mevcut tapınak, eski ve dini mağara olarak bilinen Plutonion üzerine kurulmuştur. Yerli halkın en eski dini merkezi olan bu yerde Apollon, bölgenin Ana Tanrıçası Kybele ile buluşmuştur. Eski kaynaklar, Ana Tanrıça Kybele rahibinin bu mağaraya indiğini ve zehirli gazdan etkilenmediğini bildirirler. Apollon Tapınağında üst yapıya ait kalıntılar MS. 3. yüzyıldan geriye gitmemektedir. Tapınak alanına geniş basamaklarla çıkılır.
Çanakkale Tatili : Gelibolu ve Şehitlikler
Sadece ülkemiz değil, Dünya tarihinin akış yönünü değiştiren 1915 Çanakkale Savaşının yapıldığı yerleri görebileceğiniz Gelibolu gezisine Kilitbahir Kalesi’neden başlayabilirsiniz. Bu şekilde Yarımadanın Güneyini ve dolayısıyla 18 Mart Deniz zaferinin yaşandığı yeri görebilirsiniz. Gezinize kuzey taraftan da başlayabilirsiniz. Yani Eceabat’a geçerek Kabatepe Müzesini ziyaret edebilirsiniz. Ve oradan da Conkbayırına geçebilirsiniz.
Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Gezilecek Yerler
Çanakkale savaşlarının en yoğun ve kanlı olarak yaşandığı yerdir. Bu milli parkta Seddülbahir Savaş Alanı, Tekke Koyu, Ertuğrul Koyu, İkizler Koyu, Hisarlık Tepe , Alçı Tepe , Zığındere , Kereviz Dere , Arıburnu, Anafartalar Savaş Alanlarında Kaba Tepe, Kanlı Sırt , Conkbayırı, Suvla ovası, ayrıca Türk Şehitlik ve Anıtları, Yabancı Mezarlık ve Anıtlar , Savaş kalıntıları, Tabyalar-silahlar, siperler, batıklar, Arkeolojik ve Tarihi Sitler , Müzeler ve Yerleşmeler görülmesi gerekli yerlerin başındadır. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nda Türkler için en anlamlı noktalarda bir tanesi Çanakkale Şehitler Abidesidir.
Çanakkale Şehitler Abidesi
Abide Hizsarlık Tepe üzerindedir. Çanakkale savaşlarında şehit düşen 250 bin şehit anısına inşaa edilmiştir. 21/08/1960 tarihinde hizmete açılan anıt’ın yüksekliği 41,70 m’dir. Mimarları Doğan Erginbaş ve İsmail Utkular’dır
Ekonomik Tatil : Çanakkale : Adatepe Köyü
Çanakkale Küçükkuyu ya bağlı olan Adatepe köyü tam anlamıyla bir köydür. Kaz dağlarından geçilerek ulaşılan bu köyde Alplerden sonra oksijenin en bol olduğu bölgelerden birisidir.
Çanakkale Küçükkuyu ya bağlı olan Adatepe köyü tam anlamıyla bir köydür. Kaz dağlarından geçilerek ulaşılan bu köyde Alplerden sonra oksijenin en bol olduğu bölgelerden birisidir. Yunan kültürüne ait birçok şeyi görebileceğiniz bu köyde daracık sokaklarda bulunan taş evler, zeytin ağaçları harikadır. Zeytinyağı müzesi görülmeye değerdir.
Zeus atlarına çıkıp o yükseklikten manzarayı mutlaka görmelisiniz. Edremit Körfezi, Midilli Adası ve Ayvalık civarındaki adalar hepsi gözünüzün önündedir. Taş evlerde uyuyup o zindeliği tatmak isterseniz, yerli halkın işlettiği pansiyonlar size aile ortamını yaşatmaktadır.
Çanakkale – Gökçeada
Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada Çanakkale’nin ilçesidir. Ege denizinin kuzeyinde yer alan bu büyük adadaki İncirburnu Türkiye’nin en batı noktasıdır. Bu ada Akdeniz iklimine sahip olup lodos ve poyraz rüzgarlarının etkisi altındadır. Her yönder korunaklı Kuzu Limanı Kuzeydoğu ucundadır. Yaz aylarında Kaleköy, çay bahçeleri, bar ve rastoranlarıyla oldukça hareketli olan Gökçeada, genel olarak sakin bir tatil geçirmek isteyenlerin aradıklarını bulabilecekleri bir yerdir. Ada halkı balıkçılıkla geçinmektedir ve kefal, kolyoz, sinarit, mercan, melanur, istavrit, uskumru, mezgit, kalamar, zargana, kupa, mırmır, karagöz, cingöz ve sardalya gibi 146 çeşit balık türü avlanmaktadır. Özellikle adı geçe balıkları restoranlarda yemeniz her daim mümkündür. Gökçe ada zeytiniyle de meşhur bir yerdir. Burada taze ve katkısız zeytin ve zeytin yağı bulmanız mümkündür. Gökçeadaya gittiğinizde mutlaka Yukarı Kaleköy’de bulunan İskitler Kalesi’ne çıkın. Manzarası müthiştir. Aydıncık sahilinde, Uğurlu Köyü sahilinde, Laz Koyu’nda, Kuzu Limanı’nda denize girebilirsiniz. Yıldızköyde bulunan Türkiye’nin ilk sualtı ulusal parkını görmeden dönmeyin.
Kış Tatili : Uludağ ve Konaklama
Uludağ, ülkenin en gözde kış sporları merkezidir. 1961 yılında Milli Park ilan edilen Uludağ, sadece kış turizmine değil, yaz aylarında kampçılık, trekking ve günübirlik piknik yapmak için tesislere sahiptir.
Uludağ Kayak Merkezi iki ayrı bölgeden oluşmaktadır.
Uludağ kayak merkezi “Tur kayağı” ve “Helikopterli kayak” uygulamaları bakımından uygun coğrafya şartlarına sahiptir. Kayak dışında snow board, big foot, buz pateni, kar motosikleti yapmakta mümkündür.
Marmara bölgesinin en yüksek dağı (2453 m) olan Uludağ Türkiye’de faaleyete geçen ilk kayak merkezidir. Bursa şehir merkezine uzaklığı yaklaşık 40 km dir. Kış aylarında her türlü kış sprunun yapılabildiği uludağ kayak merkezinde yaz aylarında trekking, kamçılık gibi aktiviteler yapılabilmektedir.
Oteller’in buluduğu bölgede 8 telesiyej, 7 telesiki olmak üzere 15 mekanik tesiste 11.000 kişi/saat kapasite mevcuttur. Kayak pisti sayısı 13′tür.
Uludağ kayak merkezine Bursa şehir merkezinden özel araçla, otobüsle veya teleferikle ulaşılabilmektedir.
Kış Tatili : Uludağ Bursa
Bati Anadolunun en yüksek dağı olan ve 2543 mt. yüksekliğindeki Uludağ Türkiye nin en bilinen kayak merkezi olma özelliğine sahip.
Uludağ, ülkenin en gözde kış sporları merkezidir. 1961 yılında Milli Park ilan edilen Uludağ, sadece kış turizmine değil, yaz aylarında kampçılık, trekking ve günübirlik piknik yapmak için tesislere sahiptir.
Uludağ Kayak Merkezi iki ayrı bölgeden oluşmaktadır.
Uludağ kayak merkezi “Tur kayağı” ve “Helikopterli kayak” uygulamaları bakımından uygun coğrafya şartlarına sahiptir. Kayak dışında snow board, big foot, buz pateni, kar motosikleti yapmakta mümkündür.
Uludağdaki kayak merkezlerinde Kiralık kayak takımı ve kayak hocaları bulunmaktadır. Bir günlük dersle kayak yapmaya başlamanız mümkündür.
Ulaşım:
Kayak Merkezi Bursa’ya karayolu ile 40, havaalanına 60 dakikadır.
Kış aylarında arabada da zincir, takoz ve çekme halatı bulundurulmalıdır. Yol üzerinde zincir alınacak ya da kiralanacak yerler bulunmaktadır.
Uludağ’a teleferikle çıkılabilir. Bursa Kadı Yayla (1235 m) arasında iki, Kadı Yayla Sarı Alan (1621 m.) arasında iki, toplam dört hat vardır.
Coğrafya:
Çevre, orman örtüleri ile kaplıdır. Uludağ yöresi yarı ılıman iklim kuşağı üzerinde olmasına rağman rüzgar yönü güneybatı-güney yönlerindedir.
Kayak alanı 1750-2543 m. yükseklik arasında yapılmaktadır ve Kayak için uygun zaman 20 Aralık-20 Mart arasındaki tarihlerdir.