Posts Tagged ‘2 günlük tatil’

PostHeaderIcon Hafta Sonu Tatili : Ayvalık ve Kazdağı Rehberi

ayvalikEge Denizinde Edremit Körfezinin hemen altında yer alır. Önünde bulunan irili ufaklı adaların meydana getirmiş olduğu ilginç ve ilginç olduğu kadar da güzel sahil şeridi görülmeğe değer. Ayvalık, Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı üretiminde oldukça önemli bir yer tutar. Aynı oranda meşhur olan başka bir özellikte burada esen İmbat rüzgarıdır. Şehrin genel yapısında, daha önce burada oturan Rumların etkisi büyüktür. Bölgede bol miktarda bulunan volkanik tüf kayasından (sarımsak taşı) yapılan taş binalar, Neo Klasik stilinin ilginç örneklerini verirler. Birinci Dünya savaşından sonra politik nedenlerle burada oturan halk, Girit, Makedonya ve Ege adalarında oturmakta olan Türklerle yer değiştirmiştir. Aslında ne gidenler ne de gelenler yerlerinden memnundur ama kader böyle istemiştir.

Şeytan Sofrası
Aslında eski bir lav birikintisi olan kayalık bir tepe üzerinde , ayak izine benzer bir şekil bulunmaktadır. Halkımızın benzetme ve mizah yeteneğine bağlı olarak buraya nedense Şeytanın ayak izi denmiş ve tepeye de Şeytan Sofrası adı verilmiştir. Ayvalık sahilinin en güzel izlendiği bu tepede manzara gerçekten muhteşemdir.

Cunda Adası
Ana karaya ince bir yol şeridiyle bağlanmış olan bu ada üzerindeki yerleşim oldukça meşhur ve şirindir. Taştan yapılmış binaları, sahil boyunca sıra sıra balıkçı lokantaları ve meşhur Taş Kahvesi ile görülmeye değer bir yerdir.

Adatepe
Köyde bilinen eski çağlardan beri süregelen yerleşim, 1950’li yıllarda yaşanan parti kavgalarıyla azalmış ve değişik etkenlerle birlikte 60’lı yıllarda çok az yerleşik nüfus kalmıştır. Yüzyılların birikiminin oluşturduğu taş işçiliğinin örnekleri köyde mevcut binalarda görülmektedir. Bu nedenle köy 1989 yılında SIT alanı ilan edilmiştir. Bugün,daha önceden mevcut evlerden başka yeni ev yapılamamakta,mevcut ayakta olan evler aslına uygun restore edilmekte,yıkık durumda olan evler ise köydeki mimariye uygun yeniden inşa edilmektedir. 19. yüzyılda buraya getirilen Rumlarla Türkler uzun yıllar bir arada yaşamışlardır. Köyün güneyindeki bir tepe üzerinde bulunan Zeus Altarı, Edremit Körfezi’ni ayaklar altına seren manzarasıyla dikkat çekicidir.

Zeytinyağı Müzesi
Müzede eski zeytinyağı presleri, zeytin toplama aletleri, taşıma ve saklama kapları, çeşitli folklorik objeler görülebilir. Aynı zamanda geleneksel usulde zeytinyağı sabun yapım tekniği de açıklamalı olarak sergilenmektedir.Zeytinyağının üretim aşamaları, saklanması, aktarılması, filtre edilmesi vb. gibi zeytinin dalından soframıza geliş öyküsünü görüp dinlemek, tabii ki taze köy ekmeği ile tadımını yapmak yerli ve yabancı ziyaretçiler için hem eğitici hem de keyifli olacaktır.

Tahtakuşlar Etnografya Galerisi
Kaz Dağları’nın eteklerinde bulunan 130 haneli 600 nüfuslu şirin Tahtakuşlar Köyü, 1991 yılında açılan Türkiye’nin ilk özel Etnografya Müzesi (Galerisi) ile 1992 yılında açılan ve Türkiye’de ilk kez bir köyde kurulan sanat galerisini barındırıyor. Alibey Kudar ve ailesinin çabalarıyla kurulan Galeri, yasal nedenlerden dolayı Müze olarak adlandırılmasa da Birleşmiş Milletler’in 1994 UNESCO Ödülü’ne layık bulunmuş. Etnografya galerisinde Orta Asya’dan Türkiye’ye göç eden Konar – Göçer Türk Boylarinin ilginç ve özgün kültür varliklari, giyim, ev esyalari, aletleri, halilari ve çadirlari, sanat galerisinde her tür sanaf yapitlari yil boyunca sergilenmektedir.

Kaz (İda) Dağları
Kaz Dağları, Biga yarımadasının tamamı üzerine yayılmış durumdadır. Edremit Körfezinin kuzey kısmını takiben doğu-batı yönünde 60-70 km. boyunca bir duvar gibi uzanırlar. Batıda ise Ege Denizi boyunca ve Kuzey Marmara denizine doğru devam ederler. Bu dağların binlerce yıl önceki adı İda Dağıdır. Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle isim değişikliği olmuştur. Hem Klasik Yunan mitolojisinde, hem de Türkmen söyleşilerinde dağ önemli bir yer tutar. Dağ bölgedeki konumu ve florası nedeniyle çevresini, bilhassa Akçay bölgesini bir oksijen çadırına dönüştürmüştür. Aynı zamanda dağın termal potansiyeli de turizm açısından önemlidir. Yeraltı zenginlikleri açısından Antik dönemden bu yana, altın, gümüş ve demir madenleri işletile gelmiştir. En yüksek noktası 1774 m. olarak Karataş tepesidir. Dağın eteklerinde zeytin ağaçları ve daha yüksek kısımlarda ise, çam, meşe, köknar ve gürgen ağaçları yer alır.

Balıkesir’e Gitmişken

Zeytin
Mitolojide ve kutsal kitaplarda adına sıkça rastlanan zeytin, ilkçağlardan bu yana kutsal bir bitki olarak kabul edilmiştir. Çağlar boyunca yemeklerde, kurban törenlerinde, aydınlatma araçlarında, saçın parlatılmasında ve vücudun ovulmasında kullanılan zeytin, denizi ve kalkerli toprağı sevdiğinden dolayı özellikle Ege kıyılarında sıkça göze çarpar. Kışın yapraklarını dökmeyen zeytin ağacı; çok uzun ömürlü olması, yok edilmesi olanaksız yaşam gücü ve güzel bir parlaklığa sahip sert odunu sayesinde günlük yaşamdaki kullanımının yanında epik destanlara da konu olmuştur.

Zeytinyağı
Özellikle Akdeniz mutfağının vazgeçilmezleri arasında bulunan zeytinyağı, üretim şekline göre üç kategoriye ayrılır:

  • Sızma (Naturel): En kaliteli zeytinlerden tamamen fiziksel yöntemlerle elde edilen, natürel olarak doğrudan tüketilebilen, kesinlikle mükemmel tat ve aroması bulunan zeytinyağıdır. Daha çok salata ve soslarda çiğ olarak tüketilmesi önerilir. İçindeki yağ asitlerine göre sınıflara ayrılır.
  • Rafine: Ham rafinajlık zeytinyağının, fiziksel yöntemlerle rafinasyonu sonucu elde edilen zeytinyağıdır.
  • Riviera: Ham zeytinyağının, fiziksel yöntemlerle rafinasyonu sonucu elde edilen rafine zeytinyağı ile belirli oranda natürel yemeklik zeytinyağının karışımı olan zeytinyağıdır.

Şifalı Otlar
Bitki çeşitliliği ve zenginliği açısından önemli bir yer tutan Kaz Dağları’nda bir çok şifalı bitki yetişmektedir. Yabani naneden oğul otuna, rezeneden sığır kuyruğuna pek çok şifalı bitkiyi doğadan toplayabilir ya da işin kolayına kaçarak Tahtakuşlar Etnografya Galerisi’nden temin edebilirsiniz Üstelik galeride bu bitkileri nasıl kullanacağınız konusunda bilgi de alabilirsiniz.

PostHeaderIcon Tatil Rehberi : Kapadokya ve Kapadokya Turu

kapadokyaİnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya’nın yazılı tarihi Ürgüp’ten başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran, ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu’nun da önemli kavşaklarından biridir. MÖ XII. Yüzyılda Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle bölgede karanlık bir dönem başlar. Bu dönemde Asur ve Frig etkileri taşıyan geç Hitit Kralları bölgeye egemen olur. Bu Krallıklar MÖ VI. Yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürer. Bugün kullanılan Kapadokya adı Pers dilinde “ Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelmektedir. MÖ 332 yılında Büyük İskender Persleri yenilgiye uğratır, ama Kapadokya’da büyük bir dirençle karşılaşır. Bu dönemde Kapadokya Krallığı kurulur. MÖ III. Yy sonlarına doğru Romalıların gücü bölgede his edilmeye başlar ve MÖ I. Yy ortalarına doğru Kapadokya Kralları Romalı Generallerin gücüyle atanır ve tahttan indirilir. MS 17 yılında son Kapadokya Kralı ölünce, bölge de Roma’nın bir eyaleti olur. MS III. yy.da Kapadokya’ya Hıristiyanlar geldi ve bölge onlar için bir eğitim ve düşünce merkezi oldu. 303 – 308 yılları arasında Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artmıştı. Fakat Kapadokya baskılardan korunmak ve Hıristiyan öğretiyi yaymak için ideal bir yerdi. Derin vadiler ve volkanik yumuşak kayalarda oydukları sığınaklar Romalı askerlere karşı güvenli bir sığınak oluşturuyordu. Fakat bölgenin önemi, III. Leon’un Müslümanlıktan etkilenerek İkonları yasaklaması ile doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında, İkono yanlısı bazı kişiler bölgeye sığınmaya başladı. İkonoklasm yüz yoldan fazla sürdü (726 – 843) Bu dönemde birkaç Kapadokya Kilisesi İkonoklasm etkisinde kaldıysa da, İkonaklams’dan yana olanlar burada rahatlıkla gezinip ibadetlerini sürdürdüler. Kapadokya manastırları bu devirde büyük gelişme sağladı. Yine bu dönemlerde, Anadolu’nun Ermenistan’dan Kapadokya’ya kadar olan Hıristiyan bölgelerine Arap akınları başladı. Bu akınlardan kaçarak bölgeye gelen insanlar bölgedeki kiliselerin tarzlarının değişmesine sebep oldu.XI ve XII. yüzyıllarda Kapadokya Selçukluların eline geçti.Bu ve bunu takip eden Osmanlılar yönetiminde de bölge sorunsuz bir dönem geçirdi. Bölgedeki son Hıristiyanlar 1924 – 26 yıllarında yapılan mübadeleyle, arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak Kapadokya’yı terkettiler.

KAPADOKYA’NIN JEOLOJİK OLUŞUMU
60 milyon yıl önce 3. Jeolojik devirde Toroslar yükseldi.Kuzeydeki Anadolu Platosu’nun sıkışmasıyla yanardağlar faaliyete geçti.Erciyes ve Hasan Dağı ile, ikisinin arasında kalan Göllüdağ, bölgeye lavlar püskürttüler. Platoda biriken küller yumşak bir tüf tabakası oluşturdu. Tüf tabakasının üzeri yer yer sert bazalttan oluşan ince bir lav tabakasıyla örtüldü. Bazalt çatlayıp parçalara ayrıldı. Yağmurlar çatlaklardan sızıp yumşak tüfü aşındırmaya başladı. Isınan ve soğuyan hava ile rüzgarlarda oluşuma katıldı. Böylece sert bazalt kayasından şapkaları bulunan koniler oluştu.Bu değişik ve ilginç biçimli kayalara halk bir ad yakıştırdı; ‘Peri Bacası’. Bazalt örtüsü olmayan tüf tabakaları ise erozyonla vadilere dönüştü. İlginç şekilli kanyonlar oluştu. Daha sonraları insan eli, emeği ve duygusu işe koyuldu. Dokuz – on bin yıl öncesine ait yerleşimlerden ilk Hıristiyanların kayalara oydukları kiliselere, büyük ve güvenli yer altı kentlerine kadar uzun bir dönemde büyük bir uygarlık yaratıldı.

AVANOS
Kızılırmak kıyısındaki Avanos, bölgenin en yeşil ilçesidir. Yörenin doğal güzellikleri ve tarihi kalıntılarının az görüldüğü ilçeye, Kızılırmak hayat veriyor. Burası seramik atölyelerinin bulunduğu, toprağın şekillendirilip pişirilerek kap kacağa dönüştürüldüğü yerdir.

ÇAVUŞİN
Çok eski yerleşimlerden biri olan, kaya içine kurulu bu köy 1950’lerde ki bir depremle yıkılınca, bugün bulunduğu yere taşındı. Eski yerleşim evlerini kaya kütlelerinde görüyoruz. Bölgenin en önemli kiliselerinden Vaftizci Yahya Kilisesi buradadır.

ZELVE
Eski köy vadinin duvarlarına oyulmuş evlerden oluşuyordu. 1924 mübadelesinde, Rumlar Yunanistan’a göçünce buraya Türkler yerleştirildi. 1952’de tamamen boşaltılan köy, bugün ki terkedilmiş halini aldı.

ÜRGÜP
Bölgenin en gelişmiş turizm merkezidir.Yapılaşma, çevreyle olabildiğince uyum içindedir. Kaya evlerinin bir bölümü halen kullanılıyor. Bölgenin kesme taşından yapılan evlerde bir diğer mimari özelliğinin oluşturur. Yerleşik nüfusu 7000 olan Ürgüp’te, XIX. Yüzyılda 70 cami, 5 kilise, 11 kütüphane bulunuyordu.

ORTAHİSAR
Büyük bir kaya kütlesinden oyularak yüzyıllarca ev ve kale olarak kullanılmış. Kalenin manzarası oldukça etkileyici. Açık havada 70 kilometre uzaklıktaki Erciyes Dağı görülebiliyor.

UÇHİSAR
Uç hisar, Ortahisar ile birlikte bölgenin doğal kalesi durumunda. Uçhisar’ın kale olarak kullanımı Hititler döneminden başlıyor.Bizanslarda Arap akınlarından korunmak için kale olarak kullanmışlardır.

GÖREME
Göreme Peri bacalarının içinde yerleşim sürdüğü 2000 nüfuslu bir kasaba. Yörede Hıristiyanlık öncesi dönemden kalan mezar odalarını kayalar üzerimde görüyoruz. Göreme Açık Hava Müzesi’nde küçüklü büyüklü çok sayıda kilise ile keşiş yemekhaneleri, mezar odaları, kiler ve mahzen göreceğiz. Müze alanındaki manastırlarda VII. Yüzyıldan XII. Yüzyıla kadar kilise mimarisini izlemek mümkün. Düztabanlı beşik tonozlu, tek veya 3 apsisli, merkezi haç planlı mimariye göre yapılmış kiliselerin fresklerinde de yerel üslupları yansıtan resimleri izleyebilirsiniz.

YERALTI ŞEHİRLERİ
Kapadokya’nın yumşak tüf kayalara oyularak yapılmış çok sayıda yeraltı şehri bulunuyor.Yer altı şehirleri’nin yapımına hangi dönemde başlandığı kesin olarak bilinmiyor. Şehirlerin Hitit döneminde var olduğuna, Hıristiyanlık döneminde genişletildiği ve özellikle Arap akınlarına karşı korunmak amacıyla kullanıldığına ilişkin bilgiler var. Şehirlerin yiyecek depolamak amacıyla da kullanıldığı anlaşılıyor. Bunların en önemlileri Kaymaklı ve Derinkuyu. Derinkuyu’nun giriş katında hayvanların bulunduğu yerler bulunuyor. Sonrada yiyeceklerin bulunduğu başka bir bölüme geçiliyor. Yer altı şehirlerinin her bir bölümü diğerine dar tünellerle bağlanıyor. Ve her giriş değirmen taşı biçimindeki hareketli kayalarla kapatılıyor. Gerek Kaymaklı, gerekse Derinkuyu’daki yer altı şehirlerinin tüm katları henüz ziyarete açık değil. Kaymaklı’nın 20 m. Derinlikteki dördüncü katına, Derinkuyuda ise 55 m. Derinlikteki sekizinci katına inilebiliyor. Derinkuyunun toplam alanı 4,5 km2. Yaklaşık 20.000 kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Kaymaklı ise Derinkuyu’nun yaklaşık yarısı kadardır.

IHLARA VADİSİ
Vadiyi Melendiz Çayı boyunca bir uçtan bir uca geçebilirsiniz. Uzunluğu yaklaşık 10 km., derinliği ise 80 m.dir. Kanyonun her iki yamacında yaklaşık 100 tane kilise oyulmuştur. Kiliseleri çoğunlukla XI: yy. da inşa edilmiştir.

PostHeaderIcon Hafta Sonu Tatili : Göynük

goynukBolu’ya 98 km uzaklıkta pek bilinmeyen bir ilçe Göynük.[Eski adı ile Torbalı] 150-200 m. Yüksekliğindeki tepelerin çevrelediği bir çanakta kurulu. Göynük bir Osmanlı kenti ama; yerleşim İskitler ve Taraklardan başlamıştır. Sırasıyla Bitinya, Büyük İskender, Roma, Bizans egemenliklerinde kaldıktan sonra Anadolu Selçukluların ardında 14. Yüzyılda kurulan Umur Bey Han Beyliği’nin merkezi olup 1292’de Osmanlı Egemenliğine girmiştir. Bu yakınlarda da, orduların Doğu ve Güneydoğu’ya yaptıkları seferlerde “Bağdat Yolu” adıyla uzun yıllar ikmal ve konaklamaya odaklanmıştır. 1562’de Bursa ve Eskişehir’e bağlı voyvodalık 1811’de Bolu’ya bağlı mutasarrıflık iken 1865’de kaza merkezi olmuştur. Söğüt ve Mudurnu civarını da kendine bağlamıştır. 1923 yılında Cumhuriyetle beraber şimdiki medeni durumunu ilan ederek Bolu ili sınırları içerinde yer almıştır.

Pekçoğu, zamanında ipekböcekliği için inşa edilen ve yaşları 100-150 yılı bulan Göynük evleri. Safranbolu evleri ile yarışacak güzelliktedir. Pencere çerçeveleri, işlemeli kapı tokmakları, elişi perdeleri, cumbaları, çıkmaları ile odalarına, sofalarına insanların sıcaklığı sinmiş olan bu evlerde kimler yaşamış: Evliya Çelebi “Seyahatnamesi’nin sayfalarına yazmış. Fatih Sultan’ın hocası Akşemseddin mesken edinmiş. Hacı Veli’nin müridi Ömer Sikkin son nefesini burada vermiştir.

SAAT KULESİ
İlçenin hemen her yerinden görülür. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmıştır. Zafer kulesi olarak ta anılan 3 katlı ahşap kulenin yukarı çıktıkça her katında birer balkon ve dörtgen planlı saat odası bulunmaktadır.

GAZİ SÜLEYMAN PAŞA CAMİSİ
Sultan Orhan’ın oğlu Süleyman Paşa tarafından yaptırılan camilerin ilkidir. [1331-1335] Önce ahşap olan bu yapı, Abdülhamit’in isteği ile yenilenmiştir. Kesme taştan, dikdörtgen planlı, kubbeli cami son dönem Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşır.

AKŞEMSETTİN TÜRBESİ
F.Sultan Mehmet bu türbeyi hocası Akşemsettin için 1464 yılında yaptırmıştır. Kefeki taşından yapılmış kasnaksız bir kubbe ile örtülü altıgen planlı üst sıradaki pencereleri geç devre ait renkli camlı alçı şebeklerle süslenmiştir.

ÖMER SİKKİN TÜRBESİ
Hacı Bayram Veli’nin müridi ve Melami Tarikatına bağlı olan Ömer Sikkin’in türbesi kesme taştan iki mermer sütunlu ve kemerli olan türbenin kapısı oyma ağaçtan yapılmıştır.

PostHeaderIcon Tatil Cenneti : Bozcaada ve Bozcaada Otelleri

bozcaada-sahilKoylarda serinlemek, plajlarda oturup güneşlenmek, karadan özel araçla, bisikletle ya da yürüyerek doğanın tadını çıkarmak, bir tekne kiralayıp dilediğiniz yere demir atmak, oltayla balık tutmak, dalmak… Bunlar, Ege’nin ortasında tertemiz bir denizde gün boyu yüzmenin yanısıra, yapabileceklerinizden sadece birkaçı… Akşam saatlerinde yapılan bir kale gezintisi ve karşısındaki restaurantta değişik lezzetlerden tatmak da cabası… Eğer sizde şehir stresinden uzakta, dumandan ve isten arınmış tertemiz havayı solumak istiyorsanız, rotanızı Bozcaada’ya çevirin…
Türkiye’nin köyü olmayan yegane ilçesi Bozcaada’ya, günübirlik veya haftasonu gidenlerin tercihi; Ayazma Plajı. Adanın en çok rağbet gören yerlerinden olan kıyı bandı ise kum kürüne girenlerin şifa kaynağı. Eşsiz kumsalı, sığ ve ılık denizi, tarifi zor mavi rengiyle Bozcaada, büyüleyici güzellikte. Özel araçlarla gelenlerin plajın üst kısmında park edip gün boyu denizin tadını çıkarıyorlar, kır lokantalarında ve çardaklarda yorgunluk atıp, plaj voleybolu oynuyorlar. Plaja taksiyle gelmek isteyenler için feribot çalışıyor. Feribot limana yanaşır yanaşmaz, taksiler kısa sürede yolcuları plaja ve piknik yerlerine taşıyorlar. Daha sakin koylar arıyorsanız, Ayazma’dan sola devam ederek, Mermer Burnu’na ulaşabilirsiniz. Denize dil gibi uzanan ilginç coğrafi yapısı ve mermer kayalarla kaplı koy, durgun denizi ile rağbet görüyor. Ada çervresinde, hiçbir ücret ödemeden otomobilinizden inip birkaç adımda denize girebilecek daha birkaç koy var. Yürüyüşe çıkanlar, kayalıklarda dolaşanlar ve günbatımını izleyenlerin son durakları, Bozcaada Kalesi’nin bulunduğu liman. 4 yıl önce aydınlatmaya başlanan kalenin muhteşem manzarası karşısında liman içinde yer alan restaurantlar açık havada yemek yemenin zevkini çıkaranlarla doluyor. Konuklar, kirlenmeyen deniz ve havanın verdiği mutluluğun tadına, Bozcaada şaraplarıyla varıyorlar. Bölgeye has kalamar tava, siparişlerin başında yer alıyor. 2-2.5 kg.lik lipsos buğulama ve çorbası, barbunya, sinarit, orfoz ve levrek ise mutlaka tadılması gereken balıklardan.

Farklı lezzetler : Bozcaada’da dalmaya uygun, görüş mesafesi fazla, doğa manzarası güzel bölgeler var. Bozcaada’lı balıkçı-kaptan Kemal Şahin’le tekne turuna çıkarsanız, ilginç tatlarla tanışma imkanınızda olabilir. Bunlardan en keyiflisi kaptan ile birlikte dalıp bu temiz sularda yaşayan deniz kestanelerinin üzerinde küçük taşlar bulunanlarını çıkarmak ve içindeki havyarı hemen oracıkta yemek. Bu ağızda eriyip giden havyarın besleyici değeri oldukça yüksek. Birbaşka besin ise; fuska. Yumurta sarısı rengindeki fuskalar, taşlık bölgelerde bulunuyor ve guatr hastaları için iyot tedavisinde kullanılıyor. Buranın bir başka spesiyali ise “kulfada köftesi”. Beyaz renkte, kıyılara yapışık yaşayan ve çatalla çıkarılabilen bir bitki olan kulfada, ekmek kullanılmadan köfte malzemesi ilave edilerek yoğrulup biçimlendiriliyor. Karnıbahar tadına benzeyen ve genellikle Rumlar’ın kullandığı bu meze, rakı ile tüketiliyor.

Üzüm ve şarap : Temmuz ayı ortalarında tatlı bir esinti başlıyor Bozcaada’da. İnsanı bunaltmayan, yakmayan rüzgar, sabah 10:00′da başlayıp 17:00 ‘ye kadar sürüyor. Ada genelde kurak. Ama Dünyaca ünlü üzümler bu nemli rüzgarla beslenip lezzetini buluyor. Bozcaada’da bağcılık, adının tarihi kadar eski. Evliya Çelebi ünlü seyehatnamesinde Bozcaada’dan söz ederken; Dünyanın en güzel çavuş üzümlerinin yetiştiği yer olarak tanımlıyor. Adanın 18.500 dönümü, bağlarla kaplı. Güneş, toprak ve rüzgarın etkisiyle bu günkü kalitesine ulaşan üzümlerden yapılan şaraplar, Bozcaada şarapları olarak ünlenmiş. Sofralık Çavuş Üzümü poyraz rüzgarlarının etkisiyle ince kabuklu, tatlı ve lezzetli. Karasakız ve Vasilaki gibi çeşitler şaraplık olarak kullanılıyor. Bölgede üç fabrika faaliyet halinde. Hüseyin Pehlivan Talay (Truva), Ataol(Eski) ve Rağbet(Yunatçılar) şarapları dinlenmiş, yıllanmış, mantar kapaklı ve sek şaraplar. Limanda yeralan büfelerden ‘de ikili-üçlü hediyelik ambalajlardan da alabilirsiniz. Salhane, Bira Bar ve restaurantlar, şarapların yerinde tadıldığı yerler. Adanın sahilinde ise barlar sıralanıyor. Gençler, yaz gecelerinde gruplar halinde, ateş yakarak dansedip eğleniyorlar.

Bozcaada Kalesi : Adanın kuzey burnu üstünde kurulmuş olan kalenin, kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Venedik, Ceneviz ve Bizanslılar döneminde kullanılan kale, Çanakkale Boğazı’nın önemi nedeniyle Fatih Sultan Mehmet tarafından onarılmış. Kanuni Sultan Süleyman ve 2.Mahmut tarafından genişletilen kale, 1965-70′te Turizm Bakanlığı tarafından gözden geçirilmiş. 10 metre genişliğinde ve 250 metrelik su hendeğiyle adadan ayrılan Bozcaada Kalesi, iç ve dış olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Surlarla çevrili bölümlerde su sarnıcı, cephanelik, revir, karargah, kuyu, çeşme, camii, atölye ve kışla binası bulunuyor. Kale, görkemli görünüşüyle dışardan olduğu kadar içerden de etkileyici. Ilık havada taş basamaklarla surlar ve burçlara tırmanan ziyaretçiler, Bozcaada’nın panoramasını farklı açılardan izleyip, fotoğraflama olanağı buluyorlar. Kale içinde bulunan müzeyi gezmek isteyenler ise sergilenen çeşitli amforalara hayran kalıyorlar. Gün batımından hemen sonra, güçlü spotlarla ışıklandırılan Bozcaada Kalesi, Bodrum Kalesi’ne nispet yaparcasına, Ege’nin ortasında ışıl ışıl parlıyor.

Bozcaadaya nasıl gidilir?
İstanbul’dan özel araçla yola çıkanları, iki kez feribot yolculuğu bekliyor. Otoyoldan Kınalı çıkışından ayrılanlar, Tekirdağ-Keşan’a gelince Gelibolu yönüne dönüp saat başı kalkan feribotlarla Lapseki veya Eceabat’tan Çanakkale’ye geçebilirler. Araç sırasında beklemek istemeyenler için 5-6 araç kapasiteli dolmuş motorlar, Gelibolu ve Kilitbahir’den Çanakkale’ye sefer yapıyorlar. Çanakkale üzerinden Ezine’ye gelince Geyikli’ye ayrılan yoldan, Bozcaada Feribot İskelesi’ne ulaşabilirsiniz. Bozcaada İskelesi’nde akaryakıt istasyonu var. Adanın tüm yolu asfalt ve tam tur yapabiliyorsunuz. Bisikletiniz varsa koyun arabanıza ve yola koyulun!… Daha uygun bir yer bulamazsınız. Tertemiz havada pedal çevirip gezmeye elverişli yolların tadını çıkarabilirsiniz. Şayet Seyahat acentası ile gitmek isterseniz Bozcaada’ya tur düzenleyen Arnika Seyahat Acentası’nı tercih edebilirsiniz.

Bozcaada’da ne yenir?
Bozcaada denilince akla ilk gelen üzümlerin lezzeti, dünyaca ünlü. Gelişmiş radarlar sayesinde, Saros’dan sonra balıkların çoğalma şansı Bozcaada’da hayli azalmış. Buna rağmen limana dizili lokantalarda yenen balıkların, kalamar ve böceklerin lezzeti, ödenen hesabı hakeder güzellikte. Limanda bulunan pizza, lahmacun, kebap türü yiyecekler diğer seçenekler arasında. Çay bahçeleri, bar, kuruyemiş satıcıları, büfeler, hediyelik şarap satılan dükkanlar ise diğer uğrak yerleri. Ayazma Plajı’ndaki kır lokantaları, çardakaltı bahçeler, köfte, menemen, tost ve meşrubat çeşitleriyle plaj sakinlerini ağırlıyor.

PostHeaderIcon Hafta Sonu Tatili : Ağva

agvaAğva adete İstanbul’un saklı cenneti. Hafta sonunda birkaç günlük tatil yapmayı planlayanlar için çok ideal bir mekan. Şehre yalnızca 1,5 saat uzaklıkta olan Ağva’ya Ümraniye-Şile otobanını takip ederek Kabakoz, İmrenli ve Kurfallı güzergahını izleyip ulaşabilirsiniz. Özel arabası olmayan ise Üsküdar’dan kalkan Şile otobüsleriyle Ağva’ya gidebilirler.

Ağva adete İstanbul’un saklı cenneti. Hafta sonunda birkaç günlük tatil yapmayı planlayanlar için çok ideal bir mekan. Şehre yalnızca 1,5 saat uzaklıkta olan Ağva’ya Ümraniye-Şile otobanını takip ederek Kabakoz, İmrenli ve Kurfallı güzergahını izleyip ulaşabilirsiniz. Özel arabası olmayan ise Üsküdar’dan kalkan Şile otobüsleriyle Ağva’ya gidebilirler.

Ağva’da yapılabileceklerin sınırı yok, Karadeniz Sahilinde yürüyebilirsiniz, kanoya binebilirsiniz, kiralık bisikletlerle ormanda gezebilirsiniz. Ağva’ya gittiğinizde Karadeniz’den tutulan çeşitli türdeki ve lezzetteki balıklardan kesinlikte tadın.

PostHeaderIcon Hafta Sonu Tatili : Polonezköy

polenezkyqb5İstanbul’un arka bahçesi olarak da adlandırılan Polonezköy, Beykoz ilçesinin sınırları içerisinde bulunuyor. Hem doğal hem de kültürel güzellikler barındıran Polonezköy’de 5 km uzunluğundaki yürüyüş parkurunda yürüyebilir, ata binebilirsiniz. Öte yandan özel parkurlarda bisiklete de binebilirsiniz ve köyde bulunan arıcılık müzesini gezebilirsiniz.

İstanbul’un arka bahçesi olarak da adlandırılan Polonezköy, Beykoz ilçesinin sınırları içerisinde bulunuyor. Hem doğal hem de kültürel güzellikler barındıran Polonezköy’de 5 km uzunluğundaki yürüyüş parkurunda yürüyebilir, ata binebilirsiniz. Öte yandan özel parkurlarda bisiklete de binebilirsiniz ve köyde bulunan arıcılık müzesini gezebilirsiniz.

1856 yılında bu bölgeye yerleşen Polonyalılar, günümüzde çok sayıda lokanta işletiyor. Özellikle hamur işi yemeklerin ilgi gördüğü bu lokantalarda Polonyalılar kendilerine has lezzetler sunuyor.

PostHeaderIcon Hafta Sonu Tatili : Cumalıkızık – Bursa

cumalikizik2Osmanlı dokusunu koruyabilmiş, Uludağ’ın eteklerinde kurulan Cumalıkızık köyünde Osmanlı’nın ilk dönemlerinden sivil mimari örnekleriyle bezeli. Cumalıkızık köyü Bursa’nın merkezine yalnızca yarım saat uzaklıkta ve eski eşyaların sergilendiği bir müzeyi de içinde barındırıyor.

Osmanlı dokusunu koruyabilmiş, Uludağ’ın eteklerinde kurulan Cumalıkızık köyünde Osmanlı’nın ilk dönemlerinden sivil mimari örnekleriyle bezeli. Cumalıkızık köyü Bursa’nın merkezine yalnızca yarım saat uzaklıkta ve eski eşyaların sergilendiği bir müzeyi de içinde barındırıyor.

Köye gezerken her evin neredeyse her evin önünde tezgah açıp reçel, tereyağı, peynir satan kadınlara rastlayabilirsiniz. Yine köyde yaşayan kadınlar gözleme, mantı ve sıkma da yapıyorlar. Köyün yukarısında bulunan yürüyüş parkurunda da doğayla baş başa bir gezinti yapmak mümkün.

PostHeaderIcon Hafta Sonu Tatili : Abant

abant-4Abant’ta orman, temiz hava ve göl bir arada. Hem İstanbul hem de Ankara’da yaşayanlar için çok iyi bir tatil alternatifi olan Abant. İstanbul’dan TEM otoyolu kullanılarak iki saat içerisinde ulaşmanız mümkün. Çam ağaçları arasında ve göl kenarında uzun yürüyüşler ruhunuzu dinlendirerek, çok iyi bir hafta sonu geçirmenizi sağlayabilir.

Abant’ta orman, temiz hava ve göl bir arada. Hem İstanbul hem de Ankara’da yaşayanlar için çok iyi bir tatil alternatifi olan Abant. İstanbul’dan TEM otoyolu kullanılarak iki saat içerisinde ulaşmanız mümkün. Çam ağaçları arasında ve göl kenarında uzun yürüyüşler ruhunuzu dinlendirerek, çok iyi bir hafta sonu geçirmenizi sağlayabilir.

Abant Gölü’nü kanoyla dolaşabilir ve hatta gölden balık tutabilirsiniz. Bu bölgede bulunan geyik üretme çiftliği doğa ile baş başa kalmanızı sağlayacak. Erişte, tarhana çorbası, çam balı, tereyağı, ceviz, kuşburnu alıç gibi yöresel yiyeceklerden tadabilirsiniz. Abant evleri de çok nostaljik ve görülmeye değer.

PostHeaderIcon Hafta Sonu Tatili : Uçmakdere

ucmakdere-2Son derece yoğun geçen bir haftanın ardından kaçamak yapabileceğiniz iki günü en güzel şekilde değerlendirmek elinizde. Çok uzun bir plan yapmaya ve düşünmeye çok da gerek yok aslında bunun için. Yaşadığınız şehre yakın doğal güzellikleri ve tarihi zenginlikleriyle öne çıkan merkezler hafta sonunuzu değerlendirmek için son derece ideal.

İşte tam bunları düşünken özellikle İstanbul’da yaşayanlar için sadece 200 km uzaklıkta ve Tekirdağ’a da 34 km uzaklıkta olan Uçmakdere’ye ulaşım biraz güç olduğu için gizli bir cennet olarak varlığını sürdürüyor. Neredeyse her türlü meyveye burada rastlayabiliyorsunuz. Yazın motel ve kamp imkanına sahip uçmakdere’de çok güzel manzaralar sizleri bekliyor.

Google Tavsiyeleri
Üyelikler
Bağlantılar