Posts Tagged ‘ekonomik tatil’
Tatil Cenneti : Assos
Bir kadeh şarap elinizde, masmavi deniz ayaklarınızın altında ve muhteşem balık tadı damağınızda… Bunu, Assos yolculuğunuzun sadece küçük bir parçası olarak hayal edin. Bir de gezdiğiniz yerleri, göreceğiniz tarihi, modern yaşamın kaosundan uzak sessiz geçireceğiniz günleri ve unutamayacağınız bir tatili düşünün. Assos sizi bekliyor.
M.Ö 10. yüzyılda Metymna ( Midilli) halkı tarafından kurulduğu söylenen Assos; Lidyalıların, Perslerin, Yunanlıların, Romalıların ve Anadolu Selçukluların hakimiyetlerine boyun eğmiş. Tarihinin son sayfası olarak da Orhan Gazi zamanında Osmanlı egemenliğinde 600 sene geçirmiş.
Assos’u keşfetmek…
Taş evleri ve tarihi her yönüyle gözler önüne seren yapısıyla ilgi çeken Assos, ziyaretçilere unutulmayacak bir gezi sunuyor.
Behramkale Köyü: Antik Kent’in hemen yanında kalan Behramkale Köyü, harabeleri ve yeni yapılanan modern evleriyle ilginizi çekebilir. Tarihi camiyi görmeden burayı sakın terk etmeyin. Ayrıca I. Murat zamanında yapılmış ve bugün kullanılmayan Tuzla Çayı üzerindeki köprü de gözünüzden kaçmayacaktır.
Assos Harabeleri: Denize ve karaya hakim tepe üzerinde bulunan Akropol; yaklaşık 3 km. uzunluğunda, yapımı 4. yüzyıla dayanan surlarla çevrilidir.
1995 yılından beri Assos Antik Kenti’nde süren onarım ve kazı çalışmalarının ardından şimdi çok daha gerçekçi ve ilginç eserler görme şansına sahipsiniz. Antik çağlardan günümüze kalıntıları kalmış liman ise tarihle sizi biraz daha yakınlaştıracaktır. Kafanızı kaldırıp ufka doğru bakarsanız, Midilli Adası’nı tam karşınızda bulabilirsiniz.
Athena Tapınağı: Akropol’ün en yüksek yerine M.Ö. 6. yüzyılda yapıldığı söylenen Athena Tapınağı, Assos’un en önemli tarihi yapısı olarak kabul ediliyor. Tapınağa ulaşıncaya kadar geçtiğiniz araç yolunda, geçmişten günümüze ulaşmayı başarmış sütunları görebilirsiniz. Girişi ücretli olan bu antik alan, gezinizde fotoğraf makinenizi en fazla kullanacağınız bölümlerden biri olabilir! Tapınak, Muhteşem bir Ege Denizi manzarasına sahip… Bazı sütun ve parçaları hala Berlin Müzesi’nde sergilenmekte olan bu tapınağın batı kanadı 1.20 m. yüksekliğinde. Athena Tapınağı, Anadolu’nun dorik tarzı yapıları arasında en eskilerden sayılmaktadır.
El sanatlarını koruyan tanrıça olarak da bilinen Athena, mitolojide kadınlara dokumayı öğretmiş tanrıça olarak da geçiyor. Dokumanın bu yörede bu kadar önem kazanmasının nedenlerinden biri de Athena’nın etkisi…
Sahilde balık yiyin!
Bu kadar gezdikten sonra bir yerde mola vermek gerekiyor. Karnınız acıkırsa eğer, size birkaç tavsiyemiz olacak; sahile dizilmiş balık lokantalarında, manzaranın tadını çıkartarak masmavi gökyüzü altında balık yemenin zevkine varmanız ilk tavsiyemiz. Balığın her çeşidini bulabileceğiniz Assos restoranlarında, uzun süredir özlemle düşlediğiniz manzara ve lezzeti bir arada hissedebilirsiniz.
Eğer canınız başka şeyler istiyorsa, Assos’un yerel zeytinyağıyla yapılan lezzetli yemeklerini yapan lokantaları tercih edebilirsiniz. Zeytinyağı ile pişen ev baklavasını yemek üzerine denemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz…
Her gittiğiniz yerden küçük bir detayı yanınıza hatıra olarak almayı seviyorsanız eğer, Assos’tan evinize tarihi taşıyabilirsiniz. Doğu Anadolu’ya 900 yıl önce ulaşan Yörükler’in dokuduğu halılar ile evinizde değişik bir atmosfer yaratabilirsiniz.
Assos’a ne kadar hayran kalırsanız kalın yine de Assos’un içinde her şeyi görmüş değilsiniz. Assos ve Midilli Adası’nın enfes manzarasına bir de tepeden bakmak istemez misiniz? Kaz Dağları’nın yamaçlarında kurulmuş Ahmetçe Köyü, köylülerin misafirperverliği ve muhteşem fotoğraf kareleriyle birleşip gezinizin bir parçasını oluşturabilir.
Biraz şanslıysanız ve Assos’u ziyaretiniz güzel bir havaya rastlamışsa, ve hatta dolunay da varsa; sahilde yakacağınız bir ateş ve sevdiklerinizle geçireceğiniz muhteşem bir gece yolculuğunuzu unutulmaz kılmaya yetecektir.
Böyle güzel bir geceye imkanınız olmazsa yine de hava karardığında sahile inin ve denizin ışıltısında bulacağınız huzurla Assos’tan ayrılın. Modern şehir yaşantımızda sessizliği nasıl da unuttuğumuzun farkına varacaksınız.
Assos’ta oteller sene boyunca açık tutuluyor. Hafta sonu konaklamak isterseniz hafta içine göre daha fazla ücret ödemek zorunda kalacağınızı unutmayın. Her mevsim ziyaret edebileceğiniz bu sevimli belde, özellikle yaz aylarında dolup taşıyor. Yaz ayları ılıman geçerken, ilkbahar ve sonbaharın yağışlı geçtiğini göz önünde bulundurarak yolculuğunuzu planlayabilirsiniz.
Eğer otelde konaklamak size cazip gelmiyorsa, sahil boyunca kamp yapmak ve çadırlarda kalmak bir diğer seçenek olabilir.
Assos İstanbul’a 310 km uzaklıktadır. D-100 ve TEM otoyolundan gidebileceğiniz Assos’a, yolculuğunuzun daha stressiz ve rahat geçmesi için TEM otoyolunu kullanarak gitmenizi öneririz. TEM otoyoluyla Tekirdağ’a vardıktan sonra Ecebat’tan arabalı vapur ile ya da Kilitbahar’da bulabileceğiniz ufak teknelerle Çanakkale’ye ulaşabilirsiniz.. Çanakkale’den sonra ise Ayvacık’tan sağa dönerek ormanın içinden yolculuk edecek; Behramkale Köyünden geçip dik bir yokuşla sahile ulaşacaksınız!
Tatil Cenneti : Abant
Muhteşem göl manzarasını örten bembeyaz karla kaplı bir kış günü hayal edin. Tertemiz havasını içinize solurken, sıcacık bir şöminenin karşısında sıcak bir şeyler içmenin tadına vardığınızda Abant’ın o muhteşem atmosferinde olduğunuz için bir kez daha çok mutlu olacaksınız.
Her mevsimin renklerini üzerinde çok güzel bir elbise gibi taşımasını bilen Abant’ta, yaz aylarında, gölün etrafında bir hamakta ya da çimenlerin üzerinde yapılan bir öğle uykusu… Ya da yaprakların, yeşilden yavaş yavaş sarıya, ya da sarıdan yeşile dönüşü…
Abant Gölü Bolu’ya 34 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Toprak kaymaları sonucunda oluşan göl, 1200 metre yükseklikte… Gölün etrafında bulunan otel ve restoranlar Abant’ı tercih etmeniz için önemli detaylara sahipler…
Kış aylarında Abant’ta, beyaz bir görüntü eşliğinde buz tutmuş bir göl manzarası. Çocukken kar yağdığında neler yapardınız? Bir tahta parçası alıp bulduğunuz en dik yokuşa çıkar, ve aşağıya doğru korkusuzca, sevinç çığlıkları atıp kaymanın keyfini yaşamaz mıydınız? Şimdi büyüdüyseniz ne olmuş ki? Bilgisayarlar, telefonlar, dosyalar derken, nasılda unuttunuz çocuksu sevinç çığlıklarınızı… Abant’ın büyülü taraflarından biri işte bu… Çocukluğunuzda kaydığınız tahta parçalarının biraz modernize edilmiş, bir direksiyonla gidiş yönünüzü ayarlayabilme şansı verilmiş bir kızakla Abant’ın çorak kalmış tepelerinden aşağıya kayarken şaşırmayın! Yüzünüzdeki tebessümü bir yerlerden hatırlıyorsunuz.
Doğada, mangal keyfi…
Temiz hava, yeşil bir doğa, karşınızda göl manzarası gölün içinde bulunan nilüfer çiçekleri. Belki üzerine konan bir kurbağa görürsünüz ve bir öpücükle prens ya da prenses olur. Temiz hava insanı acıktırıyor değil mi? Peki ya ne yiyeceğiz? Arabamızın arkasında getirdiğimiz mangal kurulacak, yakılacak ve üstüne konan etler pişirilecek. Üşenip yanınıza bir şeyler almadınız mı? Ya da anlık bir karar mı sizi Abant’a getiren? Hiç sorun değil, kolaylıkla bir mangal kiralayabilirsiniz. Kır lokantalarında bulabileceğiniz mangalın yanında et, tavuk ya da alabalık tercihinizi yapın ve başlayın mangal dumanından çıkan kokuları içinize çekmeye. “Hava soğuk, hasta olurum ya da mangal yapmaktan hoşlanmam” derseniz. O zaman size, gölün yakınlarında bulunan otellerin restoranlarını tavsiye edebiliriz. “Abant’a kadar gel, otel mönüsünden bir şeyler seç olmaz ki!” derseniz. Bunun da bir çaresi var. Gölün etrafında ağaçlıkların arasında bulabileceğiniz küçük lokantalar size leziz yöre yemeklerini sunmaktan memnun olacaklardır.
Abant keyfinden vazgeçemeyeceksiniz…
Yemek faslını atlattınız diyelim ve şimdi sıra yediklerinizi biraz eritmeye geldi. Abant Gölü’nün etrafında biraz yürüyüşe ne dersiniz? Ormanın huzuru, ağaçlarda gezen sincapların sevimliliği ve at nalı sesleri… “Bu at nalı sesi de nerden çıktı şimdi, bu sessizliğin içinde?” Bu sesler, siz eğer yorulursanız, ya da gölün çevresinde farklı bir ruh haliyle gezi yapmak isteyebilirsiniz diye, gezi faytonunu çeken atların ayak sesleri. Eğer meraklısıysanız; gölün etrafında ata binebilirsiniz. Göl etrafında, çam ağaçlarıyla kaplı tertemiz bir havayı içinize solumak.. Dört mevsimin farklı yaşandığı Abant’ta gözlerden uzak, sakin ve sessiz bir tatil geçirmek… Mevsimine göre farklı aktivitelerde bulunabileceğiniz Abant’ta faytonla göl kenarında gezmek, bu mevsimde yapılabilecek en keyif verici olanlarından biri olsa gerek… Abant Koru Otel, Büyük Abant Oteli, Petro Club Abantbey Yaylası Apart Otel ve Taksim International Abant Köşkü kalınabilecek Abant otellerinden…
İstanbul’dan 280 km mesafede bulunan Abant’a, Ankara Otobanı’ndan
Bolu dağı çıkışından sonra Abant tabelaları takibi ile ulaşılabiliyor. Ankara’dan gelecekler için ise İstanbul otobanından Bolu Dağı çıkışında Abant tabelaları ile varmak mümkün. Otobüs ile Bolu’ya gelerek, minibüs ile de Abant’a gidilebiliyor.
Tatil Cenneti : Fethiye
Güney Akdeniz’in özellikle yaz aylarında en çok rağbet gören bölgelerinden olan Fethiye, unutulmaz tatil yaşamak isteyenler için bizim önerilerimizin ön sıralarında bulunuyor…
Fethiye’nin en özel yerlerinden biri olan Ölüdeniz, kıpırtısız şeffaf suyu ile, binlerce tatilciyi kendisine aşık ediyor. Doğal güzellikleri, zengin tarihi ile haklı ünü dünyaya yayılan yeryüzü cenneti Ölüdeniz’e ait onlarca efsane bulunuyor. Bunlardan birine göre; Denizci baba-oğul derin maviliklerde yol alırken çok güçlü bir fırtına çıkmış. Fırtınadan kurtulacakları sığınabilecekleri sakin bir koy olduğunu söyleyen denizci genç, babasını bir türlü inandıramamış, aralarında müthiş bir kavga çıkmış kavga sırasında yanlışlıkla çarpan kürek darbesiyle genç çocuk denize düşmüş ve ölmüş, daha sonra babası genç denizcinin bahsettiği o sakin koyu görmüş ve oğluna inanmış ancak işten çoktan geçmiş. Diğer bir efsane göre ise; baba-oğul denize açılmışlar genç denizci, Belcekız adlı bir kıza aşık olmuş ve su almak için her fırsatta Belcekız’ı görmeye gitmiş. Bir gün babasıyla denizde ilerlerken fırtınaya tutulmuşlar. Genç denizci babasına sakin bir koydan bahsetmiş ancak, babası oğluna inanmamış, genç oğlunun aşık olduğu kızı görmek için bahane uydurduğunu zannetmiş ve çok sinirlenmiş. Bu sırada o sinirle oğlunu denize itmiş. Genç denizcinin cesedi sahile vurmuş, aşık olduğu gencin cesedini gören kız ise bu acıya dayanamayarak intihar edmiş. Genç Kızın intihar ettiği yere Belcekız, genç denizcinin öldüğü yere de Ölüdeniz denmiş.
Yamaç Paraşütü keyfi Fethiye’de çıkıyor!
Ölüdeniz, Fethiye’ye 14km. uzaklıkta bulunuyor. Yol boyunca görülen çamların arasından beliren maviye aşık olacaksınız. Ölüdeniz’de yüzmek ise bambaşka bir keyif. Dünyanın en özel adalarında bile bulunmayan kıpırtısız, pırıl pırıl suyun dibinde tek bir yosun bile yok! Fethiye Ölüdeniz’de yok yok! Her türlü aktivitenin bulunduğu bölgede, 1975 m. Yükseklikte bulunan Babadağı’ndan paraşütle atlamak ve dünyanın en güzel bölgesinin nefes kesen manzarasını izlemek, yaşamınız boyunca tattığınız tüm zevklerin ötesinde bir anı olarak hafızanızda yer edecek! Yılın 10 ayı denize girme imkanının bulunduğu Fethiye’de birçok restoran, kafe ve konaklama tesisi bulabilirsiniz.
Fethiye Ölüdeniz, geçen yıl Almanya’nın en yüksek tirajlı gazetesi olan Bild’in internette başlattığı, Dünyanın En Güzel Sahili yarışmasında en yüksek oyu alarak birinci oldu.
Fethiye’ye karayolu ile Antalya, Muğla ve Burdur bağlantılı üç ayrı alternatif ile çam ağaçları arasında yapılacak rahat bir yolculukla ulaşabilirsniz. Hava ulaşımını tercih ederseniz eper en yakın havalimanı 55 km. uzaklıktaki Dalaman Havalimanı’dır. Fethiye –İstanbul arası 814 km’dir. Ankara’dan 635 km, İzmir’den ise 359 km uzaklıktadır.
Fethiye’de yapacağınız tatilinizde, alternatif aktivitelerde de bulunabilirsiniz. Yamaç paraşütü, Fethiye’nin ünlü aktivitelerinden biridir, bunu zaten yukarıda size söylemiştik. Bir diğer faaliyet ise, dalış yapmak. Fethiye’nin parlak sularından denizin dibindeki bambaşka dünyayı görebilir ve eğer isterseniz su altında fotoğraf çekme şansına da sahip olabilirsiniz. Göcek ve özellikle de Ölüdeniz yakınındaki adalar ve koylar dalış tutkunluklarına sınırsız özgürlük sunuyor. Alternatif turizm faaliyetlerinden biri de düzenlenen, günlük, haftalık yürüyüş turlarına katılmak. Bu turlarda zengin haycan ve bitki topluluklarını görebilir, kırsal kesimin kültürünü tanıyabilir, çağdaş yaşamın stresli ortamından uzaklaşabilirsiniz. Peki biraz heyecan ve adrenalin isterim diyorsanız. Fethiye’de size göre bir önerimiz var; Jeep Safari… Doğanın ve tarihin gizemli güzelliklerine erişen nadir insanlardan birisi neden siz olmayasınız? Fethiye’ye gittiğinizde bu önerilerimizin hepsini uyguladınızsa ve hala bir şey eksik diye düşünüyorsanız, biz söyleyelim; Toros Dağları’ndan Akdeniz’e ulaşan güzergahlarda at sırtında gezinti yapmayı unuttunuz! Doğa tutkunuysanız eğer, Ovacık’tan başlayarak Kayaköy ve civarında düzenlenen doğa gezisine muhakkak katılmalısınız!
Gezelim, görelim, öğrenelim!
Fethiye’ye ayak bastığınız an, M.Ö 4.yy’dan günümüze ulaşmış tarihi kalıntılar kesinlikle dikkatinizi çekecektir. Likya döneminden kalan ve şehrin simgesi haline gelen doğal kayaya oyulmuş mezarların çevrelediği Likya Kaya Mezarları’ndan basamaklarla yukarısına doğru çıktığınızda mezarların en güzel ve en görkemlisi olan Amintas’a ulaşacaksınız. İon stilinde ve tapınak türünde yapılan bu mezarın solundaki sütunun üzerinde dönemin alfabesi ile “Herpamias oğlu Amintas” yazıyor. Tarihe merakınız varsa eğer, Likya Kaya Mezarlıkları görkemi ile sizi büyüleyecek. Mitolojik çağlara ait kalıntılardan ortaya çıkan tapınaklardan en önemlisi olan Letoon Fethiye’de yapacağınız keşif gezi programında mutlaka olmalıdır. Letoon, Likya Birliği’nin dinsel merkezi kabul edilmektedir. Apollon ve Artemis’e adanmış 3 tane tapınak bulunmaktadır. Antik çağlarda kalan en dikkat çekici yerlerden bir tanesi ise; Telmessos Antik Tiyatrosu’dur. Yapılan kazı çalışmalarına göre burada geçmiş zamanlarda 5000 kişi kapasiteli bir tiyatro olduğu ve arena olarak kullanıldığı düşünülmektedir.
Kelebekler Vadisi: Fethiye’de tekne turuyla ulaşabileceğiniz bir doğa harikası da Kelebekler Vadisi’dir. Akan küçük şelalesi, kumsalı ve tabii ki de tertemiz denizi ile bir çok insan için oldukça favori mekanlar arasında yer almaktadır. Vadiye Kelebekler Vadisi’nde Temmuz ve Eylül ayları arasında Jarsey Tiger adlı kelebek türünün burada yaşamasından dolayı u vadiye Kelebekler Vadisi denmektedir.
Yukarıda saydığımız merkezlere yapacağınız gezintiyi sabah ya da ikindi vakti civarında yaparsanız daha rahat olacaktır. Üstelik bu gezintileri yürüyerek yapmanız da sizin için başka bir rahatlık olacaktır…
Eğlencesiz olur mu?
Tarihi var, muhteşem koyları ve denizi var peki gece hayatı yok mu? Turistik bölgelerimiz kadar gece hayatının çeşitlerini bulabileceğiniz Fethiye’de, eğlencenin kalbi Paspatur bölgesinde atıyor. Güzel bir akşam yemeği için pek çok alternatifi bu bölgede bulabilirsiniz. Yemek sonrasında kordon boyuna doğru bir yürüyüşe çıkarak, kahvenizi müzik eşliğinde yudumlayacağınız küçük kafelerde soluklanabilirsiniz.
Tekne turuna ne dersiniz?
Fethiye’nin tekne turlarıyla meşhur olmasının bir diğer nedeni ise; Fethiye’de bulunan 12 tane küçük adacıktır. Sabah erken saatlerde hareket eden teknelere binip akşama kadar o koy senin bu koy benim gezebilirsiniz. Bu tekne turlarında aynı zamanda oldukça keyifli vakit geçirebilirsiniz. Arka fonda çalan sizi keyiflendirecek bir müzik, turistlerin etrafına gülümseyerek bakınması, Fethiye açıklarında tekneden denize atlama keyfi ile tekne turu olmazsa olmazların arasında yer alıyor.
Tatilin en önemli aktivitelerinden biri de şüphesiz yemek yemektir! Fethiye’de klasik Ege yemeklerinin tadına bakabilirsiniz. Zeytinyağı ile yapılan yemekler, taze meyve, sebzeler ve tabii ki de balık çeşitleri.. Fethiye’de deniz mahsulleri oldukça ucuz ürünler arasında yer aldığı burada bolca balık yiyebilirsiniz. Özellikle Fethiye katılacağınız tekne turlarında bir yandan eşsiz güzellikte olan Fethiye koylarını seyrederken bir yandan da Ege’nin enfes balıklarının tadına bakabilirsiniz.
Tüm sahil yörelerinde olduğu gibi burada da turistlere yönelik bir çok değişik hediyelik eşya satan dükkanlarla karşılaşabilirsiniz. Fethiye merkez ve Barlar Sokağında eğlenceli dakikalar yaşarken kendinize ve sevdiklerinize zevkinize uygun Fethiye hatırası ürünlerden satın alabilirsiniz. Hafta’da bir kere kurulan semt pazarında da yiyecekten giyeceğe kadar her çeşit ürünü bir arada bulabilirsiniz.
Tatil Cenneti : Çeşme
Çeşme ilçesi, İzmir ilinin batısında yer alır. Doğudan Urla, kuzeyden Karaburun, batı ve güneyden Ege Denizi ile çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği 5 metredir. Yüzölçümü 260 km²’dir. 1 beldesi (Alaçatı) ve 4 köyü bulunmaktadır.
2000 yılı Genel Nüfus Sayımına göre, ilçenin toplam nüfusu 37.372’dir. Bu nüfusun 25.257’si şehir merkezinde, 12.115’i ise belde ve köylerde yaşamaktadır. İlçede 13 ilköğretim okulu, 5 ortaöğretim kurumu bulunmakta; 4.532 öğrencinin eğitim gördüğü okullarda, 247 öğretmen görev yapmaktadır.
Sağlık hizmetleri 1 devlet hastanesi, 2 sağlık ocağı, 1 sağlık evi tarafından verilmektedir. Bu kurumlarda 27 doktor, 4 sağlık memuru, 26 hemşire ve 28 ebe görev yapmaktadır. İlçede ekonomik yapıyı turizm belirlemektedir. İç ve dış turizm açısından ülkemizin sayılı merkezlerinden olan Çeşme’nin, turizmdeki öneminin önümüzdeki yıllarda çok daha artacağı öngörülebilir. Yarımadanın ilk antik yerleşim yeri olan Ildırı (Erythrai), ilçenin görülmeye değer tarihi zenginliklerinden biridir.
Pausanias’a göre, Erythrai (Ildırı), Giritliler tarafından kurulmuştur. M.Ö. 7.yy’da tiranlar tarafından yönetilen kent M.Ö. 560 tarihinde Lidya egemenliğine girmiştir. Kent İskender tarafından özgürlüğüne kavuşturulana dek Pers egemenliğinde kalmıştır. Oldukça güzel taş işçiliğine sahip surlarla çevrilidir. Kentte yapılan arkeolojik çalışmalarda, M.Ö. 7.yy’ın 2. yarısına tarihlenen Athena Tapınağı ve Tiyatrosu açığa çıkarılmıştır.
Çeşme yöresi, XI. yy. sonlarında büyük Türk denizcisi Çaka Bey ile Türk egemenliği ile tanışmıştır. Osmanlı egemenliğine geçişi, XIV. yy. sonlarındadır. En çarpıcı Osmanlı eserlerinden biri burada bulunan Çeşme Kalesi’dir. Çeşme ve çevresinde yapılan kazılarda elde edilen eserler Çeşme Kalesi içindeki müzede sergilenmektedir. Kaleye ek olarak bir de kervansaray bulunmaktadır.
Tatil Cenneti : Kapadokya
60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin zamanla rüzgar ve yağmur tarafından aşınmasıyla ortaya çıkan doğa mucizesi Kapadokya, uzun dönemler Hristiyanlığın önemli merkezi konumunda olmuş. Kayalardan oyularak yapılan evler bölgeyi devasa bir sığınak görünümüne daha da çok büründürmüş. Doğanın gücü Peribacaları’nı oluştururken bir yandan da bu peribacalarının içlerine evler yapılarak, o zamanların izlerini kalıcı olarak bizlere bırakmışlar. Günümüzde turizm açısından büyük bir öneme sahip olan Kapadokya, korunmaya alınan bölgelerin en iddialı ve en ilginç yerlerin başında geliyor.
Tarihi dokusu ile coğrafi mucizeyi bir arada gördüğünüzde şaşkınlığınızı gizleyemeyeceksiniz.
Nevşehir-Kapadokya’ya giderken mevsimi iyi belirlemeniz gerekiyor, aksi taktirde kış aylarında soğuk ve yağışlı havaya, yaz aylarında ise kavurucu sıcaklara hazırlıklı olmanız gerekiyor. İlkbahar ve sonbaharın başı bu geziniz için ideal zaman olacak…
Uçhisar’dan başlayacağınız gezintinize, Göreme, Ortahisar ve Ürgüp rotasını izleyerek devam edebilir; Avanos’a gidebilir ve yol üstünde Kızılçukur’da olağanüstü günbatımı manzaralarını seyredebilirsiniz. Nevşehir-Ürgüp karayolu üzerinde bulunan Uçhisar Kalesi turunuzun en önemli ziyaret noktalarından biri olmalı. Göreme Vadisi’ni tepeden görebileceğiniz kaleye üç farklı kapıdan girebiliyorsunuz ve bu kapıların üçü de tek bir salonda birleşiyor.
Kapadokya bölgesinde tek kullanılan mimar malzeme taştır. Volkanik yapısı dolayısıyla çok yumuşak ve işlenebilir olan taş, zamanla rüzgarla temas ederek daha dayanıklı hale gelerek, Kapdokya bölgesinin şekillenmesinde büyük rol oynamış.
Çok çeşitli uygarlıkların kendilerine dönem dönem tarihte yer buldukları Kapadokya Bölgesi, özellikle Bizans döneminde dinsel önem kazanmıştır. Bölgede vadilere serpilmiş 600’den fazla kilise bulunuyor. Karanlık Kilise, Tokalı ve Kızlar Manastırı Göreme Bölgesi’nde en çok ziyaretçi akınına uğrayan yerlerden… Kayaların oyularak yüzlerce kilise haline getirildiği Ihlara Vadisi’nde ise Eğritaş, Direkli ve Yılanlı Kiliseleri günümüze ulaşmayı başaran kiliselerden. Yörenin en büyük kilisesi olan Üzümlü Kilise ise Zelve Vadisi’nde bulunuyor. Bu vadide doğa yürüyüşleri yapabilir, bisiklet turları düzenleyebilirsiniz.
Kapadokya’da yaşayan ilk uygarlığı Hititler olduğu rivayet ediliyor. Kapadokya’nın Kızılırmak kıyı kasabası Avanos’da o zamandan bu zamana süre gelen bir takım adetlerinde onlardan kalma alışkanlıklar olduğu konuşuluyor, tıpkı çanak çömlek yapımı gibi. Kızılırmak’ın getirdiği kırmızı topraktan elde edilen seramik hamuru ile yapılan çanak-çömlek Kapadokya’nın geleneksel ürünleri arasında bulunuyor. Avanos’ta çanak-çömlek haricinde barlar, kafeler ve birbirinden güzel bahçeler de kesinlikle ilginizi çekecektir.
Yeraltında kalmış pek çok tarihe tanıklık edebileceğiniz Kapadokya’da gördüklerinize inanamayacaksınız. Tarihte yaşayan insanların ilkel bir hayat yaşadıklarını düşünüyorsanız eğer çok büyük hayal kırıklığına uğrayacaksınız demektir. Havalandırma sistemlerinde, çöp toplama mekanizmaları ile oluşturulan yeraltı yerleşim alanları tarihi merak etmeyenlerin bile ilgi odağı olacak. Hıristiyanların tehlike anında kullanmak için kurdukları yeraltı şehirleri güvenli yapıları ile ziyaretçilerde büyük hayranlık uyandırıyor. Derinkuyu Yer altı Şehri’nde 20 bin kişinin yaşadığı söylentisini yerini kimilerinin 100 bin kişinin yaşadığı iddiası alıyor. 18-20 kat olduğu bilinen yeraltı şehrinin yalnızca 8 katı ziyaret edilebiliyor.
Nevşehir’i birde gökyüzünden gezmek istemez misiniz? Nevşehir’in sembolü haline gelmiş balonlarla, yaklaşık 15 dakikada gezmeye vaktinizin olmadığı yerleri görecek, havadan göreceğiniz güzelliklere daha da hayran kalacaksınız.
İstanbul’dan arabayla 730 km olan Kapadokya’ya, Ankara’dan 267 km’de ulaşabilirsiniz. İzmir’den ise uzaklık 763 km…
İstanbul’dan yola çıkıyorsanız; Çamlıca-Kaynaşlı yolunu geçip Bolu Dağı’na vardıktan sonra, Gerede-Ankara otoyoluyla Kırşehir yoluna; ordan da Hacıbektaş-Avanos üzerinden Kapadokya’ya ulaşabilirsiniz.
Bölgeiçi ulaşımda minibüs ve otobüslerden faydalanabilir, dilerseniz otomobil ve bisiklet kiralayabilirsiniz. Taksi de bir diğer alternatifiniz.
Kapadokya’nın yöresel şaraplarından içmeniz, Cumartesi günleri kurulan Ürgüp pazarına gitmeniz, Türk-İslam sanatı eserlerini barındıran Hacıbektaş Müzesi’ni gezmeniz, Uçhisar Kalesi’nden muhteşem Nevşehir manzarısını seyretmeniz, Rengarenk kumaşlardan yapılmış Soğanlı Vadisi bez bebeklerinden satın almanız ve yöreye özgü testi kebabının tadına bakmanız önerilir.
Tatil Cenneti : Erdek
Tertemiz bir hava, kuş sesleri, pırıl pırıl parlayan güneş, siz, sevdikleriniz ve Erdek’tesiniz.
Eğer İstanbul’dan gelecekseniz, Bandırma’ya gelen hızlı feribot seferleri ile 2 saatlik bir yolculuk yapacaksınız. Eğer aracınız varsa 15 dakika sonra Erdek’tesiniz. Eğer yoksa, Erdek minibüsleri ile ulaşımınızı rahatlıkla sağlayacaksınız. Hem şehrinize bu kadar yakın, hem de çok uzak hissedeceğiniz bir yerdesiniz şimdi… Erdek’te bulunan kesenize ve zevkinize uygun otellerden birini seçiniz. Otelinize gidiniz ve hazır olduğunuzu hissettiğiniz an ver elini Erdek…
Erdek’te uzun sahil bandında sabah uyandığınızda uzun yürüyüşler yapabilir, sporun ardından sizi bekleyen mis gibi kahvaltıya oturabilirsiniz. Kahvaltı alternatifleri kaldığınız otele göre değişebilir, eğer otelinizde kahvaltı yoksa Erdek merkezde sizi pek çok seçenek karşılıyor olacak. Ardından güneşlenmek üzere hareket edip, Erdek’in o tertemiz havası ve denizine merhaba demeye hazır olun.
Erdek’te uzaklarda yapacağınız tatilleri aratmayacak özellikler bulunuyor. Mesela canınız sıkılsa bile gidecek yer çok. Avşa ve Marmara Adası’na iskeleden kalkan tekneler ile ulaşabilir, bir gününüzü oralarda geçirebilirsiniz. Erdek koyunun en uzak noktasında bulunan “Dilek Tepesi”ne gidip, dilek dileyebilir ve Erdek’i en yüksek noktadan kuşbakışı izleyebilirsiniz. Erdek’in bol çeşitli pazarları da çok ilginizi çekecek eminiz. Erdek’te Hamamlı, Kirazlı Manastır, Muhle kalesi gibi tarihi kalıntılar ve Çeltikiçi, Belkız-Kyzikos harabelerini gezebilirsiniz.
Erdek’te gün batımını büyük bir keyifle izlerken, içinize çekeceğiniz deniz kokusunun yanında balık keyfi yapmayı da ihmal etmeyin!
Erdek’in içindeki Ocaklar Köyü, iklim özelliklerinden dolayı 300 metreye kadar fundalık, ağaçlık alanlar ile kaplı. Zeytin ağaçları, meşe, çınar, ıhlamur bölgenin tamamına yayılmış durumda. Bu manzara karşısında içinizi huzur kaplayacak, oradan hiç ayrılmak istemeyeceksiniz.
Erdek’te gece yaşamı da hareketli. Taverna tarzı eğlenceden, Türk Sanat Müziği eşliğinde bir çilingir sofrasına kadar pek çok alternatif var. Ben içkiden hoşlanmam derseniz eğer, Ocaklar’ın şirin çay bahçeleri sizi bekliyor.
Erdek’te zeytin ağaçlarının arasında yapacağınız tatilinizin sonunda, zeytincilikte Türkiye’deki en iddialı bölgelerden biri olan Erdek’in zeytin ve zeytinyağlarından almayı unutmayın.
Ekonomik Tatil : Çanakkale : Adatepe Köyü
Çanakkale Küçükkuyu ya bağlı olan Adatepe köyü tam anlamıyla bir köydür. Kaz dağlarından geçilerek ulaşılan bu köyde Alplerden sonra oksijenin en bol olduğu bölgelerden birisidir.
Çanakkale Küçükkuyu ya bağlı olan Adatepe köyü tam anlamıyla bir köydür. Kaz dağlarından geçilerek ulaşılan bu köyde Alplerden sonra oksijenin en bol olduğu bölgelerden birisidir. Yunan kültürüne ait birçok şeyi görebileceğiniz bu köyde daracık sokaklarda bulunan taş evler, zeytin ağaçları harikadır. Zeytinyağı müzesi görülmeye değerdir.
Zeus atlarına çıkıp o yükseklikten manzarayı mutlaka görmelisiniz. Edremit Körfezi, Midilli Adası ve Ayvalık civarındaki adalar hepsi gözünüzün önündedir. Taş evlerde uyuyup o zindeliği tatmak isterseniz, yerli halkın işlettiği pansiyonlar size aile ortamını yaşatmaktadır.
Çanakkale – Gökçeada
Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada Çanakkale’nin ilçesidir. Ege denizinin kuzeyinde yer alan bu büyük adadaki İncirburnu Türkiye’nin en batı noktasıdır. Bu ada Akdeniz iklimine sahip olup lodos ve poyraz rüzgarlarının etkisi altındadır. Her yönder korunaklı Kuzu Limanı Kuzeydoğu ucundadır. Yaz aylarında Kaleköy, çay bahçeleri, bar ve rastoranlarıyla oldukça hareketli olan Gökçeada, genel olarak sakin bir tatil geçirmek isteyenlerin aradıklarını bulabilecekleri bir yerdir. Ada halkı balıkçılıkla geçinmektedir ve kefal, kolyoz, sinarit, mercan, melanur, istavrit, uskumru, mezgit, kalamar, zargana, kupa, mırmır, karagöz, cingöz ve sardalya gibi 146 çeşit balık türü avlanmaktadır. Özellikle adı geçe balıkları restoranlarda yemeniz her daim mümkündür. Gökçe ada zeytiniyle de meşhur bir yerdir. Burada taze ve katkısız zeytin ve zeytin yağı bulmanız mümkündür. Gökçeadaya gittiğinizde mutlaka Yukarı Kaleköy’de bulunan İskitler Kalesi’ne çıkın. Manzarası müthiştir. Aydıncık sahilinde, Uğurlu Köyü sahilinde, Laz Koyu’nda, Kuzu Limanı’nda denize girebilirsiniz. Yıldızköyde bulunan Türkiye’nin ilk sualtı ulusal parkını görmeden dönmeyin.
Bolu tatil köyleri, Petro Club Abantbey Yayla tatil koyu
Ankara ve İstanbul’un tam ortasında bulunan Bolu, günübirlik tatiller için ve hafta sonu tatilleri için tercih ediliyor. Deniz, kum, güneş teslisine alışık olmayanlar için güzel bir alternatif sayılır Bolu ve çevresi.
İstanbul’dan sabah erken çıkarsanız Bolu Dağı tesislerinde kahvaltı yapın. Abant’ı mutlaka görün, yazın ve kışın ayrı bir manzarası vardır. Üstelik Abant yakınlarında bir de tatil köyü var sizi bekleyen.
Petro Club Abantbey Yayla
Suite ve standart odalar
Abant sapağına 3 km, Abant Gölüne 18 km
Otelin alışveriş merkezi, kafetaryası var.
Tatil köyünde spor olarak futbol, tenis ve bilardo mevcut.
Ormanın içinde olduğundan havuzu bulunmuyor.
Tatil Cenneti : Saklıkent – Fethiye
Fethiye’de bir başka gün, (Eğer Ölüdeniz’de yeterince kalırsanız) görecek değişik bir yer seçebilirsiniz. Bu Saklıkent olabilir. Size sabah yola çıkmanızı tavsiye ederim çünkü güneş yukarıdayken yollar gerçekten kötü olabilir ve daha önce hiç terlemediğiniz kadar terleyebilirsiniz. Saklıkent, 14 kilometre içeriye giden devasa bir vadi ve kanyondur. İki dağ arasında inanılmayacak kadar dar ve yüksektir. Eğer kanyonun içindeki güzellikleri görmek istiyorsanız, buz gibi soğuk suların içinden yürüyerek ırmağın diğer tarafına geçmek zorundasınız. Eğer istiyorsanız bu buz gibi soğuk sudan içebilirsiniz de, çünkü hemen yürüdüğünüz yerden çıkan doğal bir kaynaktır! O kadar soğuktur ki, yazın bile olsa ayağınızı bu suyun içinde kaybediyormuş gibi hissedebilirsiniz. Bu yer 15 yıl önce bir keçi çobanı tarafından bulunmuş ve 49 yıllığına hükümetten kiralanmıştır. Şimdi bu çoban Saklıkent’teki cafe-restoranı işletmektedir. Fethiye’ye dönerken yolda, köylülerin ev yapımı gözlemelerini ayranla (yoğurt, buzlu su ve tuz karışımı) tatmak için kısa bir mola verip Türk köy yaşamını tecrübe edebilirsiniz. Ayrılırken, evlerinde sizin en iyi şekilde rahat edebilmenizi sağlayan çocuklar için bahşiş bırakmayı unutmayın, çünkü görebileceğiniz misafirperverliğin en iyisini gösterirler.